En Güzel Aşk Sözleri, Anlamlı Aşk Şiirleri Nelerdir ?

En güzel aşk sözü henüz yazılmamış olandır. Aşkınıza güzel ve anlamlı bir söz söylemek, şiir okumak istiyorsanız kendi kalbinize bakın orada bir parça kırıntı bulursanız üzerine gidin ve sizin için en güzel olanı yazın. Şimdilik bir şeyle bulamadıysanız aşağıda bazı sözlere ve şiirlere göz atabilirsiniz.

Ağlamak için sebeplerim var ama senin varlığın gülümsemek için ağır basıyor.

Sen benim geceme ışık yayan yıldız gibisin. Seni gördüğüm an karanlıktan korkmuyor yüreğim.

Şarkı söylememi talep ediyorsun. Ancak seni görünce lal olduğumu unutuyorsun.

Güneş doğsun diye dua ediyorum. Çünkü seni görmek için gündüze ihtiyacım var.

Bana seni ilk gördüğümde ne hissettiğimi soruyorsun ya o güne dair hatırladığım tek şey aklımı başımdan alan mucizevi gülüşün.
Seni gördüğüm her gün dalında kuşlar ötüyor. Bahçede çiçekler açıyor. Dünya güzel bir yer olur seni gördüğüm her an.

Sen bende ki seni görmek istiyorsun ya. Bende sen o kadar gizlisin ki göstermem imkânsız.

Seni o kadar çok seviyorum ki sana aşkımı anlatacak kadar güçlü bir kelime bulamıyorum.

Gülümse canım benim. Gülümse ki dünya güzelleşsin. Bir yerde ağlayan çocuklar tebessüm estin ve huzur her an seninle olsun.

Kışın yaprağını yere bırakan ağaçlar baharda çiçekler ile bezenir. Senin yokluğun ile kuru bir dala benzeye yüreğim senin varlığınla bahara erişti.

Sen bahar isen ben senin yeşerttiğin çiçeğim. Sen güneş isen ben senin büyüttüğün meyveyim. Sen aşk isen ben sana aşık olan deli divaneyim.

Papatyalar neden sevilir bilir misin sevdiğim? Çünkü masum aşkın şahidi papatyalardır. O sebeple sana getirdiğim buket papatyalardan yapılmıştır.

Ben gökkuşağını severim. Çünkü renk cümbüşünü seyretme imkanını bana verir. Ve seni çok seviyorum. Çünkü tüm kâinat gözlerinde birikmiş durumda.

Her gün aklımda olan ve beni mutlu kılan tek şeysin.

SULTAN

Seçkin bir kimse değilim
ismimin baş harfleri acz tutuyor
Bağışlamanı dilerim

Sana zorsa bırak yanayım
Kolaysa esirgeme

Hayat bir boş rüyaymış
Geçen ibadetler özürlü
Eski günahlar dipdiri
Seçkin bir kimse değilim
İsmimin baş harflerinde kimliğim
Bağışlanmamı dilerim

Sana zorsa bırak yanayım
Kolaysa esirgeme

Hayat boş geçti
Geri kalan korkulu
Her adımım dolu olsa
İşe yaramaz katında
Biliyorum
Bağışlanmamı diliyorum

Cahit Zarifoğlu

Aylak Göz

Erkenden aşındırır aşkını
Odaların köşelerine zamansız oturur
Duyarsa bir çocuğun
Oyundan çağrıldığınıBaşının her seferinde döndüğü kumarı
Gönlünü bir tarzla kurularken kazanır
Anlarsa yenilen bir kadının
Darda kaldığınıKendi kendine ardaşak kaçağı
Arada bir bakınır ne yaptığına
Süresiz kapılır tablolara yangelir
Ve oturdu mu bir masaya
Hakkını verir çay içmeninBu adam kitapların uçlarına
Çizilmiş itilmiş resim
Korkmadan yaşar tebessüm gösterir
Ağır başıyla nöbet alır
Dağdan kaçar şehri çevirir
Ve bırakır gönlünü bir tazı sıçramasınaErkenden aşındırır aşkını
Anlamaz bir kadının
Süresiz kapılıp yangeldiği tablolara
Severek tebessüm attığını
Ağır başıyla kopar dağdan
Nöbet alır şehri devirir.

PAZAR AKŞAMLARI

Şimdi kılıksızım, fakat

Borçlarımı ödedikten sonra

İhtimal bir kat da yeni esvabım olacak

Ve ihtimal sen

Yine beni sevmeyeceksin.

Bununla beraber pazar akşamları

Sizin mahalleden geçerken,

Süslenmiş olarak,

Zannediyor musun ki ben de sana

Şimdiki kadar kıymet vereceğim

                   Orhan VELİ

STANBUL’U DİNLİYORUM

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı

Önce hafiften bir rüzgar esiyor;

Yavaş yavaş sallanıyor

Yapraklar, ağaçlarda;

Uzaklarda, çok uzaklarda,

Sucuların hiç durmayan çıngırakları

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;

Kuşlar geçiyor, derken;

Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık.

Ağlar çekiliyor dalyanlarda;

Bir kadının suya değiyor ayakları;

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;

Serin serin Kapalıçarşı

Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa

Güvercin dolu avlular

Çekiç sesleri geliyor doklardan

Güzelim bahar rüzgarında ter kokuları;

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;

Başımda eski alemlerin sarhoşluğu

Loş kayıkhaneleriyle bir yalı;

Dinmiş lodosların uğultusu içinde

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;

Bir yosma geçiyor kaldırımdan;

Küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar.

Birşey düşüyor elinden yere;

Bir gül olmalı;

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;

Bir kuş çırpınıyor eteklerinde;

Alnın sıcak mı, değil mi, biliyorum;

Dudakların ıslak mı, değil mi, biliyorum;

Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından

Kalbinin vuruşundan anlıyorum;

İstanbul’u dinliyorum.

NE GÜZEL ŞEY HATIRLAMAK SENİ

Ne güzel şey hatırlamak seni:
ölüm ve zafer haberleri içinden,
hapiste
ve yaşım kırkı geçmiş iken…

Ne güzel şey hatırlamak seni:
bir mavi kumaşın üstünde unutulmuş olan elin
ve saçlarında
vakur yumuşaklığı canımın içi İstanbul toprağının…
İçimde ikinci bir insan gibidir
seni sevmek saadeti…
Parmakların ucunda kalan kokusu sarduya yaprağının,
güneşli bir rahatlık
ve etin daveti:
kıpkızıl çizgilerle bölünmüş
sıcak koyu bir karanlık…

Ne güzel şey hatırlamak seni,
yazamak sana dair,
hapiste sırt üstü yatıp seni düşünmek:
filanca gün, falanca yerde söylediğin söz,
kendisi değil
edasındaki dünya…

Ne güzel şey hatırlamak seni.
Sana tahtadan birşeyler oymalıyım yine:
bir çekmece
bir yüzük,
ve üç metre kadar ince ipekli dokumalıyım.
Ve hemen
fırlayarak yerimden
penceremde demirlere yapışarak
hürriyetin sütbeyaz maviliğine
sana yazdıklarımı bağıra bağıra okumalıyım…

Ne güzel şey hatırlamak seni:
ölüm ve zafer haberleri içinde,
hapiste
ve yaşım kırkı geçmiş iken…

Bir Cevap Yazın

error: Site İçeriği Korunmaktadır.