Emare Aslı Arslan Kaç Kitap ? Emare Konusu ne ?

11.02.2022

Helin Aktan karekteri ile ve sokak nöbetçisi kitabıyla bir anda yıldızı parlayan Aslı Arslan, 15 Ocak 1995’te Mersin’de doğan Aslı Arslan Eskişehir Osmangazi Üniversitesi mezunu. Küçük yaşlarda kalemini keşfeden Arslan, 17 yaşında internet üzerinden yazmaya başladı.

Aslında, Wattpad yazarı olan Arslan ilk kitabı “Emare – Sarmaşık” ile yazarlık kariyerinin ilk adımını attı.

Serinin ikinci kitabıyla da adını iyice duyuran Arslan kitap yazmaya devam ediyor. İşte Aslı Arslanın Kitapları:

Emare – Sarmaşık

Sokak Nöbetçileri

Emare – Pusula

Aslı Arslan alıntıları
“Bir psikoloğa uğramam lazım sebepsiz yere ağlıyorum.” Sokak Nöbetçileri
“Yaraları önemsemekten daha ziyade yaraların nasıl oluştuğunu önemserim. Aslında iz bırakan yaralar değil nasıl oluştuğudur.” Sokak Nöbetçileri
“Ölüyor masum çocuklar ve yeşeriyor tohumunuzdan ekilmiş olan içinizdeki iblisler.” Emare

Emare Sarmaşık Konusu Nedir ?

Hissediyorum.

Avuçlarımda hatırlamadığım geçmişimin silik lekeleri, şimdinin acılı izleri, geleceğimde ölümün emareleri var; ellerimde tuttuğum papatyaların dallarında avuçlarımdaki yetimler idam ediliyor.

Görüyorum.

Karşımda sonbaharı anımsatan kurumuş yaprak sarısı gözlerle bir adam bana bakıyor, omuzlarındaki kuklası olduğu ipler kesilmiş fakat hemen yanındaki çocukluğunun ipleri parmaklarında duruyor. Yapraklar kalbimin üzerinde daha fazla soluyor, onun kalbinin atışları benim papatyalarımı canlandırıyor.

Duyuyorum.

İnsanlar ölüm çığlıkları atıyor, tam ileriden korkutucu bir çellonun sesi yükseliyor; ses, neşter gibi bileklerimdeki sarmaşıklara saplanıyor ve dudaklarıma yasladığım mızıkadan zehir akıyor. Gökyüzünden birkaç damla düşüyor.

Korkuyorum.

Gökyüzünde ailem var, ailemin gözyaşları yeryüzüne düşerken su değil, kan akıyor. Mezarları, avuçlarımın içine doluyor.

Boğuluyorum.

Bir el bana uzanıyor, avuçlarının içinde kader çizgileri olmadığını görüyorum ama o eli sımsıkı tuttuğumda sonbaharı anımsatan gözler geçmişimde silik bir anı oluyor, zihnimin içinde artık yaşayamıyorum.

Hissedemiyorum, göremiyorum ama duyuyorum; o elin sahibi bana sessizce fısıldıyor:

Çocukluğumuz tohumumuzdur, tohumumuza kim su verdiyse o şekilde büyür ve yetişiriz.

Emare – Pusula Konusu Nedir ?

uradayım.
Fısıldıyorum, beni duyun.

Sessizlikle savaşırken, gürültülere koşan o adam benim; bedenimdeki her izin sorumlusu yine kendimim ama hiçbiriniz benim gibi olanları duymadınız.

Bağırıyorum, beni duyun.

Gücüme, bedenime, ruhuma yaptığım her şeyin sorumlusu kendimim ama hiçbiriniz savaş verenlere ellerinizi uzatmadınız.

Haykırıyorum, beni duyun.

Ellerinizi bedenimdeki yanık izlerine dokundurun, parmaklarınızın ucundan acı akarken gözlerimin içine bakın; gerçekten görüyor musunuz?

Susuyorum, beni duyun.

Beni gerçekten duyup gördüğünüzde sessizlikte bile beni işiteceksiniz, karanlıkta bile bana dokunacaksınız ve benimle beraber savaşmaya başlayacaksınız, çünkü gördüğünüz kişi aslında ben olmayacağım.

Başkalarının topraklarında çürüdüm ve tekrardan yeşermek için kendi topraklarımdan vazgeçtim. Ben öyle bir yandım ki kimse söndüremedi; kendi külümü yangına çevirmeyi öğrendim.

Büyüdüm. Fısıldayan ise geçmişti:

“Çocukluğunun çürüdüğü bu toprakta ekilen her tohum ateş çıkaracak ve senin ormanını sadece yangınlar besleyecek.”

Sokak Nöbetçileri Konusu Nedir ?

“Ama hep aynı noktaya dönüyorsun. Çocukluğuna. Senin affetmediğin değil, seni hiç affetmeyen çocukluğuna.”

Sokak Nöbetçileri’nin arasına ajan olarak gönderilen Helin Aktan, karşısında bir aile bulmuştur ve o ailenin de bir ferdi olmak üzeredir fakat kendisini bir köprünün ortasında hissetmeye başlamıştır. Köprünün bir tarafında merhameti, sevgisi ve kurtuluşu vardır; diğer tarafında ise geçmişi, korkuları ve gerçek ailesi. O köprünün ortasında durmaya devam ederken sırlar yavaş yavaş açığa çıkmaya başlamış, hiç kimsenin göründüğü gibi olmadığını da fark etmiştir. Koza ve Sokak Nöbetçileri’nin arasındaki soğuk savaş sadece Helin’in mağlup olduğu bir savaşa dönüşecektir çünkü bağlılığın yıkıcı hissini de tadacaktır.

Mutlu Sarca, nasıl kıyametlerin içinde olursam olayım hayata sıkı sıkı bağlanan neşeli tarafımdı.

Işık Sarca, en büyük depremleri yaşadıktan sonra hayattan vazgeçen tarafımdı.

Lâl Sarca, ruhen sırtına kırbaçlar yediği halde yürümeye devam eden hırçın ve yaralı tarafımdı.

Bartu Sarca, daima yalnız kalacağına inanan ve elinde vicdanından başka hiçbir duyguyu barındırmayan kimsesiz tarafımdı.

Yankı Sarca, umudumu ve yolumu bulduğum ama hiçbir zaman aynaya baktığımda olamayacağım, kaybolmuş tarafımdı.

Koza, izlerimle ve çocukluğumla zorla itildiğim karanlık tarafımdı.

Onlar Sokak Nöbetçileri’ydi; hepsinde kendimden bir parça vardı.