Cennet Cehennem

    Cehennem
    Cehennem Ateşi ve Azabı
    Cehennemin Kapıları
    Cehennemin Yakacağı
    Cennet
    Cennet Cehennem Ehlinin Konuşması
    Cennet Şu Anda Var mıdır?
    Cennet Yeryüzünde miydi?
    Cennet de Allah’ın Görülmesi
    Cennet de Hangi Dil Konuşulacak?
    Cennet ve Cehennemin Ebediliği
    Cennete Girecek İlk Kadın
    Cennete Nasıl Ağaç Dikilir
    Cennet’in Anahtarı
    Cennet’in Güzellikleri
    Cennet’in Tabakaları
    Cennetlikler Kimlerdir
    Cennette Kadın
    Edison Cennete Gidecek mi?
    Eşler Cennette Birlikte mi Olacak?
    Huriler
    Kevser Havuzu
    Sabataycılar Cennete Girecek mi?
    Zebani


    Cennet

    Cennet… 

    Cehennem üzerine kurulmuş sırat ile geçilen gizemli hayat.

    Hz. Adem’in yasak ağacın meyvesinden yediği için dünyaya gönderildiği adres…

    İçinde bulunan bitki ve ağaçların gölgesiyle kaplanmış yerle gök arası geniş bir meyvelik bahçe.

    İman edip sâlih amel işleyenlerin ebedî âlemdeki makamı…

    Rablerinin huzuruna suçlu olarak varmaktan korkanların ve nefsini hevasından arındıranların konağı.

    Allah’ın rızasını kazananlar için mükafat olarak hazırlanmış hoş bir mekan.

    Altlarında ırmaklar akar Adn cennetlerinin, orada İrem ve Gesi bağlarını mecazda bırakarak çekirdekli ve çekirdeksiz üzüm bağları ve asmalar vardır. Asmalı konaklar vardır içinde huriler oturan. Mü’minler pınar başlarında yüzerler Naim cennetlerinde… Hüsna cennetinde görür Allah’ın kulları Rablerini… Dolunaya bakar gibi temaşa ederler yaratıcılarını… Kimisini aşk-ı Hak almış durur… Kimisi Tur’da Rabbinin tecellisini gören Musa gibi olur. Kimisi kılıçların gölgesinde gelmiştir Cennet’e, kimisi anasının rızasını alarak varmıştır selam yurduna… Kimisi sabır sayesinde giymiştir ipek elbiseyi. Kimisi altın kâseden içmiştir Kevser’i…   

    Peygamberlerin davetine uyarak iman edip, dünya ve ahirete ait işleri, kulluk vazifelerini elden geldiği kadar güzel bir şekilde yapan temiz ve müttakî kişiler için hazırlanmış bir huzur ve saadet yurdudur. Kısaca  ahiretteki nimetler yurdunun adıdır.

    Kur’an-ı Kerîm ve hadis-i şeriflerde Cennet, çeşitli şekillerde tasvir edilmiştir. Bilhassa Kur’an-ı Kerîm’de  ağaçları altından ırmaklar akan Cennetler şeklinde anlatılmaktadır:

    “Cennet takva sahiplerine, uzak olmayarak yaklaştırılmıştır. İşte size va’dolunan, gördüğünüz şu Cennet’tir  ki, O, Allah’ın taatına dönen onun (hudud ve ahkâmına) riayet eden çok esirgeyici Allah’a bütün  samimiyetiyle gıyâben saygı gösteren, hakkın taatına yönelmiş bir kalble gelen kimselere aittir. ”

    (Kâf, 31-33)

    “Tövbe edenler, iyi amel ve harekette bulunanlar öyle değil. Çünkü bunlar hiç bir şeyle haksızlığa  uğratılmayarak Cennet’e, çok esirgeyici Allah’ın kullarına gıyâben va’d buyurduğu Adn Cennet’lerine  gireceklerdir. Onun vadi şüphesiz yerini bulacaktır. Orada selâmdan başka boş bir söz işitmeyeceklerdir. Orada sabah, akşam rızıkları da ayaklarına gelecektir. O, öyle Cennet’tir ki biz ona kullarımızdan gerçekten  müttakî olanları vâris kılacağız. ”
    (Meryem, 60-63)

    Cennet, bu dünyada yapılan iyiliklerin ahirette Allah tarafından verilen karşılığıdır.

    Kur’an’da Cenâb-ı Allah   şöyle buyurmaktadır:

    “Adn Cennetleri vardır ki altlarından ırmaklar akar. Onlar orada ebedî kalıcıdırlar. İşte günahlardan  temizlenenlerin mükâfatı.”
    (Tâhâ, 76)

    Kaynaklar:
    1) Cennet, Durak PUSMAZ, Şamil İslam Ansiklopedisi
    2) Cennet, A. Hamit Özyayla, İlkadım Dergisi, Eylül 2004


    GERİ

    Cennet şu anda var mı?

    Ehl-i Sünnet inancına göre, Cennet halen vardır, yaratılmıştır, hazırlanmıştır. Nitekim şu  ayet bunu açıkça ifade eder:

    “Rabbinizin mağfiretine ve eni göklerle yer kadar olan Cennet’e koşun. O Cennet takva sâhipleri için hazırlanmıştır. ”
    (Âli İmrân, 133)

    Peygamber Efendimiz (sav.) şöyle buyurmuşlardır:

    “Demincek Cennet ile Cehennem şu duvarın yüzünde bana arz olundu.”

    “Cennet bana yaklaştı, o kadar ki, eğer cür’et edeydim salkımlarından bir tânesini size getirebilecektim.”


    GERİ

    Cennet Yeryüzünde miydi?

    “Biz: Ey Âdem! Sen ve eşin  beraberce cennete yerleşin…”
    (Bakara Suresi 35)

    Cennet yeryüzünde şeklinde zannedenler olmuşlardır. “Filistin’de yahut Fâris ile Kirmân arasında bir cennet idi. İnişi de oradan Hindistan’a nakliydi.” denilmiştir. Bu şöyle bir anlayışla söylenmiştir:

    -Çünkü Âdem’in yaratılışı yeryüzünde olduğunda ittifak vardır.

    -Kıssada semaya yükselmesi zikredilmemiştir. Olsa idi öncelikle hatırlatılırdı.

    -Bir de ebedi cennet olsaydı, çıkılmaz ve şeytan oraya giremezdi.

    Ancak bu tahmin, göründüğü kadar makul ve tabii değildir. Âdem’in yeryüzüne inişi, yeryüzünde ortaya çıkması, akıl ve nakle daha uygundur.

    -Ebedi cennet de devamlı oturmak için girmekle, misafir olarak girmek arasında da fark vardır.

    -“Cennet”, ahirette müminlerin varacağı sevap evidir ki, şimdi mevcut, fakat dünyada görüşten gizlenmiştir. “Cennet” denilince Kur’ân dilinde bilinen budur.

    -Âdem’in cennette oturması hali, ahiret âleminin meydana gelişine benzer bir ilk oluştur. Ve bu durum bize göre bir makul âlemdir.

    -Yeryüzü ile onun arasında mekanla ilgili bir uzaklık tasavvuruna da lüzum yoktur. O da aynı feza içindedir.

    Bunda akla yaklaştırmak için söylenebilecek olan söz: Âdem’in ruhunun bütün kemal kuvvetlerini haiz olarak, maddeye, önceki unsurlara ilk ilgisi, diğer deyişle beşerin aslı olan ilk Âdem’le ilgili hücreciğin esîrî bir şekilde oluşumu ve ondan eşinin ayrılmasıdır. Muhyiddin-i Arabî’nin bir deyişine göre, ruhun tabiata ilk verilişidir.

    Kaynak: Elmalı Tefsiri Bakara Suresi 35.ayet


    GERİ

    Cennet de Allah’ın Görülmesi

    Allah’ın Âhirette Görülmesi (Rü’yetullah). Müminler, âhirette, cennete girdikten sonra Allah’ı göreceklerdir. Bu görmenin mahiyeti hakkında kesin bilgi yoktur. Ancak bilginler Allah’ı görme olayında, bu dünyada varlıkların görülmesi için zorunlu olan şartların gerekmediğini ileri sürmüşlerdir.

    Kur’ân-ı Kerîm’de “Yüzler vardır ki, o gün ışıl ışıl parlayacaktır. Rablerine bakacaklardır” (Kıyâmet,22-23) buyurularak, âhirette müminlerin Allah’ı görecekleri haber verilmektedir.

    Resulullah (sav) buyuruyor:

    “Muhakkak ki siz şu ayı görüşünüz gibi, Rabbinizi de göreceksiniz. Ve o sırada izdihamdan ötürü birbirinize zarar vermiş de olamayacaksınız”

    “Cennetlikler Cennet’e girdiği zaman  Allah (c. c.) şöyle buyuracak:

    “Size daha da vermemi istediğiniz bir şey var mı?” Cennetlikler de Şöyle derler:

    “Yüzlerimizi ak çıkarmadın mı, bizi Cennet’e koymadın mı, bizi Cehennem’den kurtarmadın mı? (o yeter).”

    Rasûlullah sözlerine devam buyurarak:

    “Cenâb-ı Hak perdeyi kaldırır, Cennetliklere artık Rablerine  bakmaktan daha sevimli gelecek hiç bir şey verilmiş olmaz. ”

    Müminlerin Allah’ü Teâlâ’yı Cennet’te görmeleri, herhangi bir yön, yer ve şekilden uzak olarak vukû  bulacaktır. Bunun keyfiyeti bizce meçhuldür.

    “Allah bilir” deriz. Kur’an ve Sünnet’te bildirildiği için kesinlikle böyle inanırız.

    Kaynaklar:
    1) Cennet, Durak PUSMAZ, Şamil İslam Ansiklopedisi
    2) İlmihal, İman ve İbadetler, İsam, 1999(Hadid,14)


    GERİ

    Cennette Hangi Dil Konuşulacak?

    Cennet dili Arapça’dır. Değildir diyenlere deriz ki:

    Resululullah (s.a.v) buyuruyor:

    “Üç hasletten dolayı Arabı seviniz:

    Çünkü ben Arabım,

    Kur’ân-ı Kerim Arapça olarak nazil olmuştur.

    Cennet ehlinin konuştukları dil Arapçadır.” (1)

    Allah Resülü, İki Cihan Serverinin (s.av) konuştuğu dil Arapça olacak da Cennet dili Arapça dan başka bir dil mi olacak. Hz.Adem (a.s) yeryüzüne indirilmeden Arapça konuşacak da, Cennet dili mi Arapça olmayacak?

    Hz.Aişe r.a. buyuruyor:

    Cennet ehli Muhammed aleyhisselamın diliyle konuşacaklar. (2)

    (Allahulalem)

    Kaynak:
    1) Feyzu’l Kadir, İmam Münavi, İbni abbas’tan rivayet edilmiştir.
    2) Mevahib-ül Ledünniye, İmam Kastalani(Hadid,14)


    GERİ

    Cennete Nasıl Ağaç Dikilir?

    Peygamberimiz (s.a.v) buyurdu ki,

    – Cennetde ağaç yokdur. Oraya çok ağaç dikiniz!.

    – Oraya ağacı nasıl dikelim dediklerinde,

    -Tesbîh, tahmîd, temcîd ve tehlîl okuyarak) buyurdu.

    Yanî, (Sübhânallahi velhamdü lillahi ve lâ ilâhe illallahü vallahü ekber) diyerek Cennete ağaç dikiniz buyurdu.

    Bir hadîs-i şerîfde,

    -Bir kimse, Sübhânallahil’azîm ve bihamdihi derse, onun için Cennetde bir ağaç fidanı dikilir, buyurdu.

    Görülüyor ki, Cennet ağacı, dünyâda harfler ve sesler şeklinde, bu kelimeye yerleşdirilmiş olduğu gibi, Cennetde, bu kemâller ağaç şeklinde bulunmakdadır. Bunun gibi, Cennetde bulunan herşey, dünyâdaki ibâdetlerin, iyi işlerin netîceleridir. Allahü teâlânın kemâllerinden herhangi biri, bu dünyâda, iyi sözlerde ve iyi işlerde yerleşdirilmiş olduğu gibi, bu kemâlât, Cennetde, lezzetler, nimetler perdesi altında meydâna çıkar. Bunun içindir ki, oradaki lezzetleri, nimetleri Allahü teâlâ beğenir. Bunları tadmak, Cennetde sonsuz kalmağa ve Allahü teâlâya kavuşmağa sebeb olur. Zevallı Râbi’a (rahmetullahi aleyhâ) eğer bu inceliği anlamış olsaydı, Cenneti yakıp yok etmeği düşünmezdi. Ona bağlılığı, Allahü teâlâya bağlılıkdan başka sanmazdı!

    Kaynak: Mektubat, İmam-ı Rabbani, 1. Cilt 302.Mektup(Hadid,14)


    GERİ

    Cennet Cehennem Ehlinin Konuşması


    Kur’an-ı Kerim’de Cennet ehli ile Cehennem ehli arasında konuşmalar yapılacağı da belirtilerek bu konuşmalardan nakiller yapılmaktadır:

    “O gün, münafık erkekler ile münafık kadınlar, iman edenlere derler ki: “(Ne olur) Bize bir bakın, sizin nurunuzdan birazcık alıp-yararlanalım.” Onlara: “Arkanıza (dünyaya) dönün de bir nur arayıp-bulmaya çalışın” denilir. Derken aralarında kapısı olan bir sur çekilmiştir; onun iç yanında rahmet, dış yanında o yönden azap vardır.
    (Hadid,13)


    Münafıklar) Onlara seslenirler: “Biz sizlerle birlikte değil miydik?” Derler ki: “Evet, ancak siz kendinizi fitneye düşürdünüz, (Müslümanları acıların ve yıkımların sarmasını) gözetip-beklediniz, (Allah’a ve İslam’a karşı) kuşkulara kapıldınız. Sizleri kuruntular yanıltıp-aldattı. Sonunda Allah’ın emri (olan ölüm) geliverdi; ve o aldaltıcı da sizi Allah ile (Allah’ın adını kullanarak, hatta masumca sizden görünerek) aldatmış oldu.”


    GERİ

    Cennet’in Anahtarı

    Son sözü Kelime-i Tevhîd olan kimsenin mükâfatı Cennet’tir .

    Bu durumu hadisçiler şöyle yorumlarlar: Lâ ilâhe illallah, Cennet’in anahtarıdır, ancak bu anahtarın dişleri vardır, onlarda ilâhi emirlere bağlı olmak itaat ve ibadet etmektir. Bir de “Lâ ilâhe illallah” demekle, birinin müslümanlığına hükmedilmez, “Muhammedün Rasûlullah” (Muhammed Allah’ın peygamberidir) sözünü de eklemesi gerekir. Hatta İslâm dininden başka bütün dinlerden uzak olması icab eder. Bu inançta olan  kimse, ehl-i kebâir (büyük günah işleyen) de olsa, günahı kadar Cehennem’de ceza gördükten sonra Cennet’e girecektir.

    Muaz b. Cebel (r.a.)’ın Hz. Peygamber (s.a.s.)’den rivayet ettiği şu hadis  meseleyi açıklığa kavuşturur:

    “-Hiç bir kimse yoktur ki, kalben tasdik ederek Allah’dan başka ilâh olmadığına ve Muhammed (s.a.s.)’in, Allah’ın kulu ve resûlü olduğuna Şehadet etsin de, Allah ona Cehennem’i haram etmiş olmasın (herhalde  harâm eder)”

    Ehl-i Sünnet ve’l-Cemâat inancına göre, “Lâ ilâhe illallah, Muhammedün Rasûlullah” diyen ve bunun  gereğince iman edip salih amel işleyen her kimse Allah’ın izniyle mutlaka Cennet’e girecektir. Cennetlikler,  hastalık, sakatlık, ihtiyarlık, huysuzluk vs. hallerden uzak olarak yaşayacaklardır.

    Kaynak: Cennet, Durak PUSMAZ, Şamil İslam Ansiklopedisi


    GERİ

    Cehennem

    Derin kuyu, ahirette kâfir ve günahkâr kimselerin azap Cekecekleri ceza yeri. Kur’an-ı Kerîm’de inanan ve  güzel amel işleyen kimselere Cennet vadedildiği gibi (Kehf, 107); kâfir ve günahkâr kimselere de Cehennem vâdedilmiştir.

    Kâfir, münâfık ve müşrikler Cehennem’de ebedî kalırlar, orada ölmezler ve azabları hafifletilmez.

    Tövbe etmeden günahkâr olarak ölen ve Allah’ın kendilerini affetmediği mü’minler ise Cehennem’de ebedî kalmazlar. Kendilerine günahları kadar azap edilir. Sonra oradan kurtulup Cennet’e girerler ve orada ebedî kalırlar.

    Allah Cehennem’i diğer yaratıklardan önce yaratmıştır ve şu anda mevcuttur, yok olmayacaktır. Nitekim şu ayet bu durumu gayet açık ifade eder:

    “Artık o ateşten sakının ki, onun tutuşturucu odun insanlarla taşlardır. O  kâfirler için  hazırlanmıştır. ” (Bakara, 24)


    “Kâfirler için hazırlanan ateşten korkun. ” (Ali İmran, 131)

    İnsanın eğitimi ve iyi davranışlara yönlendirilmesi açısından Cennet ve Cehennem inancının dünya hayatına etkileri açıktır. Kişi, gizli ve açık yaptığı her şeyin karşılığını, bulacağını ve Cehennem’deki cezânın dehşetini hatırladığında, elbette hareketlerine çeki düzen verme ihtiyacını duyacaktır.

Kaynak :Cehennem, M. Sait ŞİMŞEK, Şamil İslam Ansiklopedisi


GERİ

Cehennem Ateşi ve Azabı


Ateş, insan cismine çok büyük acı ve ızdırap verdiği için ahirette kâfir ve münâfıkların cezası ateşle verilecektir. Böylelikle Cehennem, Allah’ın tutuşturulmuş ateşinin ismidir,


İşte Cehennem’in en açık vasfı ateş olduğu için bazen, Cehennem yerine ateş manasına “nâr” kullanılır:


“Şüphesiz ki münâfıklar nâr’ın en aşağı tabakasındadırlar. Onlara bir yardımcı bulamazsın.”
(Nisâ, 145).

Cehennem’de görülecek azabın miktar, şiddet ve şekillerini ancak Allah ve Rasûlü’nün bizlere bildirmesiyle ve bildirdikleri kadarıyla bilebiliriz.

Kur’an-ı Kerîm’de belirtildiğine göre;

a-Cehennem kâfirleri çepeçevre kuşatır:

“Cehennem inkâr edenleri şüphesiz çepeçevre kuşatacaktır.”
(Tevbe, 49)

b-Cehennem ateşi sönmez:

“Biz sapık kimseleri kıyamet günü yüzü koyun, körler, dilsizler ve sağırlar olarak haşrederiz. Varacakları yer Cehennem’dir. Onun ateşi ne zaman sönmeye yüz tutsa hemen alevini artırırız. ”
(İsrâ, 97)

c-Cehennem dolmak bilmez:

“O,gün Cehennem’e: “doldun mu?”deriz. O! ” Daha var mı?” der. ”
(Kaf, 30)

d- Kaynarken çıkardığı ses:

“Rablerini inkâr eden kimseler için Cehennem azabı vardır. Ne kötü bir  dönüştür. Oraya atıldıkları zaman onun kaynarken çıkardığı uğultuyu işitirler. Nerede ise öfkesinden  çatlayacak gibi olur. İçine her bir topluluğun atılmasında bekçileri onlara: “size bir uyarıcı gelmemiş miydi” diye sorarlar. Onlar evet, doğrusu bize bir uyarırı geldi; fakat biz yalanladık ve Allah hiç bir şey indirmemiştir, siz büyük bir sapıklık içerisindesiniz, demiştik ” derler. “
(Mülk, 6-9)

e- “Ateş onların yüzlerini yalar, dişleri sırıtıp kalır. ”
(Mü’minün, 104)

f- “Boyunlarında halkalar ve zincirler olarak kaynar suya sürülür, sonra ateşte yakılırlar. ”
(Mü’min, 70-72).

g- İnkâr edenlere ateşten elbiseler kesilmiştir. Başlarına kaynar su dökülür de bununla karınlarındakiler ve derileri eritilir. Demir topuzlar da onlar içindir. Orada uğradıkları gamdan ne zaman çıkmak isteseler, her  defasında oraya geri çevrilirler. Ve kendilerine “yakıcı azabı tadın”denir.
(Hâcc, 19-22).

h- Derileri yandıkça azabı tatmaları için yeniden başka derilerle değiştirilir.
(Nisâ, 56).

i- Ölümü isterler fakat azabları devamlıdır, ölmezler.
(Zuhruf,74-77; Fatır,36).

Peygamberimizin (sav) ifadesine göre:

“Cehennem ateşi (miktarca ve sayıca) dünya ateşleri üzerine altmış dokuz derece fazla kılınmıştır. Bunlardan her birinin harareti bütün dünya ateşinin harareti gibidir. ”

Cezalar, işlenen suçlar cinsinden olacaktır. Dilleriyle suç işleyenlerin cezaları dillerine; elleriyle günah işleyenlerin cezaları ellerine vs. tatbik edilecektir.

Kaynak : Cehennem, M. Sait ŞİMŞEK, Şamil İslam Ansiklopedisi


GERİ

Cehennemin Kapıları

Kur’an-ı Kerîm’de Cehennem’in yedi kapısının olduğu belirtilmektedir.

“Cehennemin yedi kapısı olup, onlardan her bir kapı için bir grup ayrılmıştır.” (Hicr, 44).

Onun, o cehennemin yedi kapısı vardır. Yani gireceklerin çokluğundan dolayı yedi giriş kapısı veyahut azgınlığın çeşit ve derecelerine göre, önce Cehennem, sonra Lezzâ, sonra Hutame, sonra Sa’îr, sonra Sekar, sonra Cehîm, sonra Hâviye isminde yedi tabakası vardır. Her kapı için, onlardan (o azgınlardan) bir grup ayrılmıştır.

Ebu’s-Suûd Tefsiri’nde deniliyor k:

“Muhtemelen yedi kapı ile sınırlanması, helak eden şeylerin beş duyu ile hissedilen şeylerle şehvet ve öfke kuvvetlerini gereğine mahsus olmasındandır.” Bununla beraber bunda diğer bir ihtimal vardır ki, şeriat dili açısından akla daha uygundur. Çünkü cehennem kapılarının yedi olması ile cennet kapılarının sekiz olması arasında apaçık bir ilişki vardır. Bundan dolayı denebilir ki, bu kapıların mükellef organlarla ilgili olması düşünülür.

Bilindiği gibi insanın mükellef organları sekiz tanedir: Kalb, dil, kulak, göz, el, ayak, ağız, cinsel organ. Bunların yedisi açık, birisi gizlidir ki, o da kalbdir. Doğrudan doğruya Allah’a bakan kalp kapısı açık olursa, bu sekiz organın her biri Allah’ın emri üzere hareket ederek cennete birer giriş kapısı olabilir. Ve bu şekilde cennete sekiz kapıdan girilir.


Fakat içte ruh körlenmiş, kalb kapısı kapanmış bulunursa dıştaki yedi organın her biri cehenneme açılmış birer giriş kapısı olurlar. İşte cennet kapıları sekiz olduğu halde, cehennem kapılarının her birine ayrılmış bir grup olmak üzere yedi olması, Allah daha iyi bilir ki bu hikmetten dolayıdır. “Ve ona ruhumdan üflediğim zaman…” (Hıcr, 15/29) ifadesinin şerefine nail olmakla iman ve marifet kapısı olan kalb, cehenneme kapalıdır. Ondan yalnız cennete girilir, Allah’a erişilir. Kalbi açık olan kimse şeytana uymaz, Allah’ı inkâr etmekten ve O’na isyan etmekten sakınır.
Elmalı Tefsiri



Cehennemin Yakacağı

Cehennem’in yakacağı hakkında da Kur’an’da bilgi verilmekte ve şöyle denilmektedir:

“Ey iman edenler, kendinizi ve yakınlarınızı ateşten koruyun ki onun yakıtı insanlar ve taşlardır; üzerinde oldukça sert, güçlü melekler vardır. Allah kendilerine neyi emretmişse ona isyan etmezler ve emredildiklerini yerine getirirler. ”

(Tahrîm, 6).


<
GERİ

Cennet ve Cehennem’in Ebedîlîği

Cennet’in de, Cehennem’in de varlığı ebedî olarak devam edecektir.

Kur’an ve Sünnet nassları, hem Cennet’in, hem de Cehennem’in şu anda mevcut olduğunu, kıyamet, haşir ve hesap süreçlerinden sonra Cennetlikler Cennet’e, Cehennemlikler Cehennem’e gittikten sonra orada ebedî kalacaklarını açık bir şekilde ifade etmektedir.

Şu kadar ki, Cennet’e gidenlerin hiç birisi oradan bir daha çıkmayacak, ancak Cehennem’e gidenlerin bir kısmı, yani günahkâr mü’minler, günahları miktarınca azap gördükten sonra Cehennem’den azad edilecek ve ebedî hayatlarına Cennet’te devam edeceklerdir.

Ancak; bizim varlığımızın sonsuzluğunun, Allah Teala’nın varlığının sonsuzluğu “gibi” olmayacağını, zira bizim sonsuzluğumuzun da varlığımız gibi “mümkin”, O’nun sonsuzluğunun ise varlığı gibi “zorunlu” olduğunu  unutmamak gerekir.

Kaynak :  Cennet ve Cehennemin Ebediliği, Ebubekir Sifil,  Milli Gazete,

GERİ

Cennete İlk Girecek Kadın


Bir gün Rasulallah (s.a.v) efendimiz kızı Hz. Fatıma’ ya şöyle der ;

– Cennete giren ilk kadın kimdir biliyormusun ?

Hazreti Fatıma cevap verir ;

– Ey Fahr-i Kainat ben değilmiyim ?

Rasulallah efendimiz der ki ;

– Hayır, filan yerde filan evde bir kadın var o dur.

Hazreti Fatıma şöyle der ;
 
– Ne amel işlemektedir de cennete giren ilk kadın olacaktır

Rasuallah efendimiz cevaben git onu ziyaret et görürsün der. Hazreti Fatıma hazırlanıp o kadının evine gider. Kapıyı çalar çok çirkin bir ses ona cevap verir.

– Kimsiniz ?

Hazreti fatıma şöyle der ;

– Ben Fatıma.

– Hangi Fatıma? der kadın,

Hazreti Fatıma şu cevabı verir ;

– Rasualllah (s.a.v) in kızı Fatıma.

Kadın şöyle seslenir. (Hadid,14)

– Kusura bakma iki cihan serverinin kızı, Kocam şu an evde yok, kendisi benden başka kimseye Kapıyı açma dedi, Bende söz verdim açamam ey rasulllahın kızı. İstersen yarın gel başımın üstünde Yerin var sana canım kurban, O zamana kadar kocamdan izin alırım.

– Peki, Tamam.. der Hazreti Fatıma

Ertesi gün olur, Hazreti Fatıma yine o kadına giderken yanına Hazreti Hüseyin gelir, Beni de götür Der, Hazreti Fatıma oğlunu kıramaz ve tamam gel beraber gidelim der. O kadının evine gelirler Kapıyı çalar.

– Kimsiniz ? der kadın

Hazreti Fatıma cevap verir;

– Benim, Fatıma.

Kadın şöyle der,

– Ey cihan serverinin mübarek kızı yanında bir erkek çocuğunun sesi duyulur. Kimdir O ? der.

– Benim oğlum Hüseyindir. O da peşime takıldı gelmek istedi bende kıramadım. diye cevap verir Hazreti Fatıma.

Kadın Üzülerek şöyle der.

– Kusura bakma Ey Rasul kızı Hazreti Fatıma, Ben kocamdan sadece senin için izin istedim Oğlun Hüseyin için istemedim. Sen bugün git yarın gel o zaman Hüseyin içinde izin isterim.

– Peki, Tamam… Der Hazreti Fatıma. Evine döner.

Ertesi gün olur. Hazreti Fatıma ile Hazreti Hüseyin tam yola çıkacakken

kardeşi Hazreti Hüseyini gören Hazreti Hasan ağlamaya başlar beni de götürün der, Hazreti Fatıma oğlunun bu isteğini kıramaz ve Onu da yanına alır ve yola çıkarlar. Kadının evine gelirler. Kapıyı çalar ve yine o çirkin kadın sesi cevap verir.
– Kimsiniz ?

– Ben Fatıma. der

– Yanında kim var Ya Rasulallahın Kızı Fatıma

– Oğlum Hüseyin var birde Hasan var, Hüseyini gelirken gördü ağladı, gelmek istedi bende kıramadım.

Kadın Üzülerek cevap verir ;

– Kusura bakma Ya Rasul kızı Fatıma ben kocamdan sadece sen ve oğlun Hüseyin için izin aldım Hasan için Almadım yarın gel kocamdan Hasan içinde izin alayım. der

Hazreti Fatıma ;

– Peki, Tamam der..

Ertesi gün olur. Hazreti Fatıma, Hazreti Hasan ile Hüseyini yanına alarak o kadının evine giderler. Kapıyı Çalarlar

– Kimsiniz ? der kadın.

– Ben Fatıma.

– Yanında Hazreti Hüseyin Ve Hazreti Hasan’ dan başka biri var mı Ya Rasul Kızı Fatıma.

– Hayır yok. der Hazreti Fatıma
Ve kapıyı açılır, Kapıyı açan o kadar güzel bir kadındır ki yüzünden nurlar akıyor. Çok güzel örtünmüş Çok güzel bir kadın. Ağzını açar ve bir misket büyüklüğünde taşa benzeyen bir cisim çıkarır ve ;
– Hoşgeldin Sefa getirdin Ey Rasulallahın kızı Fatıma. der

Hazreti Fatıma ilk olarak kocasına olan itikatını beğenir. Ve Şöyle der.

– Üç gündür Kimsiniz diyen yaşlı kadın senmisin ? der

– Hayır. Der kadın.

– Peki o yaşlı kadın kimdi ?

– Yaşlı kadın yoktu Ya Rasuallahın Kızı Fatıma, ağzımda taş vardı o yüzden sesimi değiştirdim

– Peki neden değiştirdin, der Hazreti Fatıma

Kadın Şu Cevabı verir.
 
– Belki sesimi duyupta yoldan geçen bir erkek şehvetlenir, Kötü amel işler diye değiştirdim Ya Hazreti Fatıma


GERİ

Cennet’in Güzellikleri

 Kur’an’da Cennet’in niteliklerinden bazılarına şu şekilde değinilir:

1- Altlarından ırmaklar akan, birbiri üzerine bina edilmiş yüksek köşkler (1), güzel meskenler (2)

2- Türlü ağaç ve meyvalara, akar kaynaklara, görünüş ve kokusu güzel, isteyenlerin yanına kadar sarktığından koparılması kolay, türlü bol meyvelere sahip (3)

3- Gönlün çekeceği her türlü yemek ve etler, türlü kokulu içecekler, temiz şaraplar ve çeşit çeşit tükenmez nimetleri içeren bir mekân.

“Onlara Cennet’te bir meyve, içlerinin çekeceği bir et verdik (vereceğiz)” (4)

“Canların isteyeceği ve gözlerin hoşlanacağı ne varsa, hepsi oradadır. Siz de orada devamlı olarak kalacaksınız. İşte bu, sizin çalıştığınız ameller sebebiyle mirasçı kılındığınız Cennet’tir. Sizin için orada çokmeyveler vardır, onlardan yiyeceksiniz.” (5)

“Cennet şarabından (dünya Şarabı gibi) mide ızdırabı yoktur” (6)

4- Cennet’te hayat sonsuzdur, kin yoktur, boş lâf ve günah’a sokacak söz işitilmiş. “Biz o Cennetliklerin kalblerindeki kinleri çıkarır atarız. Hepsi kardeşler olarak tahtlar üzerinde karşı karşıya otururlar. Orada  kendilerine hiç bir zahmet dokunmaz ve onlar oradan çıkarılacak da değillerdir” (7)

“Onlar Cennet’te ne bir boş laf işitirler ne de bir hezeyan. Ancak bir söz işitirler: Selâm.. (birbirleriyle  selâmlaşır dururlar).” (8)

5- Cennet nimetleri insan hayalinin erişemeyeceği güzelliktedir. Cennet’i aslında dünya ölçüleriyle tarif  etmek mümkün değildir. Bununla beraber Cennet’teki eşsiz nimet ve saltanatı anlayabilmemiz için Allah Teâlâ onu bize şu şekilde tasvir etmiştir: (9)


“İşte bu yüzden Allah onları o günün fenâlığından esirger.

  • (Yüzlerine) parlaklık, (gönüllerine) sevinç verir.
  • Sabretmelerine karşılık onlara Cennet’i ve oradaki ipekleri lütfeder.
  • Orada koltuklara kurulmuş olarak bulunurlar.
  • Ne yakıcı sıcak görürler orada, ne de dondurucu soğuk.
  • Ağaçlarının gölgeleri üzerlerine sarkar;  kolayca koparılabilen meyveleri istifadelerine sunulur.
  • Yanlarında gümüş kaplar ve billür kaselerle, gümüşî  beyazlıkta  şeffâf kupalarla dolaşılır ki ölçüsünde tavin ve takdir ederler.
  • Onlara orada bir kâseden içirilir ki karışımında zencefil vardır. (Bu şarap) orada bir pınardandır ki adına Selsebil denir.
  • Cennettekilerin  etrafında öyle ölümsüz genç nedenler dolaşır ki, onları gördüğünde kendilerini etrafa saçılıp dağılmış inciler sanırsın.
  • Ne yana bakarsan bak, (yığınla) nimet ve ulu bir saltanat görürsün.
  • Üzerlerinde ince yeşil ipekli, parlak atlastan elbiseler vardır.
  • Gümüş bilezikler takınmışlardır. Rableri onlara tertemiz içecekler içirir.
Onlara: “İşte bu sizin işlediklerinizin karşılığıdır, çalışmalarınız şükre değer” denir. ”

Cennet’in tasviri konusunda söylenecek son söz şu kudsî hadisin ifade ettiği durumdur:

Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:

Cenâb-ı Hak buyuruyor ki:

“Salih kullanım için ben, Cennet’te hiç bir gözün  görmediği hiç bir kulağın işitmediği ve hiç bir insan gönlünün hatırlamadığı bir takım nimetler hazırladım.”

Başka bir hadislerinde de, Rasûlullah (s.a.s.) Cennet’in gümüş ve âltın kerpiçten yapıldığını, harcının misk, taşlarının inci ve yakut olduğunu, oraya girenlerin bolluk ve refâh içinde, üzüntüsüz ve kedersiz  yaşayacağını ebedî kalacaklarını, ölmeyeceklerini, elbiselerinin eskimeyeceğini ve gençliklerinin yok olmayacağını ifade eder.


Kaynak: Cennet, Durak PUSMAZ, Şamil İslam Ansiklopedisi

1) Zümer, 20
2) Tevbe, 72
3) Rahmân, 54-58
4) Tûr,21
5) Zuhruf, 71-73
6) Saffât, 47
7) Hicr, 47-48
8) Vâkıa, 25-26
9) İnsan, 76/11-22

GERİ

Cennettin Tabakaları

İbn Abbâs (r.a.)’dan gelen bir rivayette, Cennetin yedi tabakası olduğu haber verilmektedir. Bu tabakalardan her birinde, müminlerin yaptıkları iyi işler karşılığında girecekleri veya  yükselecekleri derece veya mertebeler vardır. Bunlar:

1-Nâim Cenneti: “Beni Cennetü’n-Nâim’in varislerinden kıl… ”
(Şuârâ, 85) (Ayrıca bk. Mâide,65; Tevbe, 21; Yunus, 9)

2-Adn Cenneti : “Şüphesiz ki, iman edenler ve güzel amel işleyenler yok mu, işte onlar mahlûkatın en hayırlısıdırlar. Onların mükâfâtı Rableri katında And Cennetleridir ki onların altlarından nehirler akar, orada onlar ebedî kalıcıdırlar, Allah onlardan razı olmuştur, onlar da ondan razı olmuşlardır. Bu Rabb’inden  korkanlar içindir. ”
(Beyyine, 8, Ayrıca bk. Tevbe, 72; Ra’d, 23; Nahl, 31)

3-Firdevs Cenneti : “Şüphesiz, iman edip güzel amel işleyenler için barınak olarak Firdevs Cennetleri. vardır”
(Kehf, 107 ve Mü’minun, 11)

4-Me’vâ Cenneti: “İman edip güzel amel işleyenlere gelince, onlar için Me’vâ Cennetleri vardır. “
(Secde, 19 ve Necm, 15)

5-Dârü’s-Selâm: “Halbuki Allah Dârü’s-Selâm’a çağırıyor ve O, dilediği kimseleri dosdoğru bir yola hidâyet buyurur. ”
(Yunus, 25 ve En’âm, 127)

6-Dârü’l-Huld: “O Rab ki, fazlından bizi durulacak yurda (Cennet’e) kondurdu.”
(Fâtır, 35)

7) İlliyyûn :

Her ne kadar İbn Abbâs Cennet’in tabakalarını yedi ile sınırlandırmışsa da, ayetlerden anlaşıldığına göre, Cennet’in bir çok tabakası vardır. Burada İbn Abbâs’ın haber verdiği ve ayetlerde adları geçen Cennet  tabakaları, Cennet’in en yüksek tabakalarıdır. Çünkü bu tabakalarda da bir çok tabaka vardır. Nitekim Allah Teâlâ’nın Nâim Cennetleri veya “Firdevs Cennetleri” şeklindeki çoğul ifade eden ayetleri buna delildir.

Kaynak: Cennet, Durak PUSMAZ, Şamil İslam Ansiklopedisi


GERİ

Cennetlikler Kimlerdir?

Kur’an ve Sünnet’te ifade buyrulduğuna göre, peygamberlerin davetine uyup iman eden ve amel-i sâlih işleyen kimseler Cennet’e gireceklerdir. Bu kimseler Cennetliktir. Esasen Allah’a ve insanlara  karşı görevlerini yerine getirmekle insan daha dünyada iken manevî bir huzura kavuşur, maddî refah  sağlanır ama tam manasıyla huzur ve kardeşlik Cennet’te gerçekleşir:

“Takva sahipleri, elbette Cennet’lerde ve pınarlardadırlar. Girin oraya selâmetle, emin olarak. Biz, O Cennetliklerin kalblerindeki kinleri çıkarır atarız. Hepsi kardeşler olarak tahtlar üzerinde karşı karşıya otururlar. Orada kendilerine hiç bir   zahmet dokunmaz ve onlar oradan çıkarılacak da değiller.” (Hicr,45-48). Kur’an-ı Kerîm de:

-Namazını eksiksiz kılanlar, malından bir kısmını yoksullara ayıranlar, ceza-hüküm gününe inananlar, Allah’ın gazabından korkanlar,ırzlarına sahip olanlar, sözlerine ve emânete sadık kalanlar, doğru şahitlikte bulunanlar  (1).

-Cenâb-ı Hakk’ın rızasını dileyerek sabredenler (2);
-Şükredenler (3)
-Yürekten tövbe edenler (4)
-Allah yolunda canını feda eden şehitler (5)
-Allah’a yönelmiş bir kalble idealize olmuş müslümanlara “Allah’ın ölçüsünde Allah’a yönelenlere” (6) içinde ebedî kalınacak Cennet’e girecekleri yüce Rabbimiz tarafından  müjdelenmiştir.

“İmran b. Husayn (r.a.)’dan rivayete göre Hz. Peygamber (s.a.s.) Cennet ehlinin çoğunun fakirler olduğunu ifade buyurmuşlardır . Hadis yorumcuları bunu şöyle açıklarlar. Bir çok kötülükleri insana mal işletir. Çoğu insan mal yüzünden azar. Onun için maldan mahrum fakirler çoğunluğu oluşturduğundan bunların Cennet ehlinin çoğunluğunu teşkil etmesi de olağandır.

Kaynak: Cennet, Durak PUSMAZ, Şamil İslam Ansiklopedisi

1) Meâric, 70/23, 24, 25, 26, 27, 29, 33
2) Ra’d, 13/20, 21, 22, 23
3) Ahkâf, 35/15-16
4) Tahrim, 66/8
5) Bakara, 2/154
6) Kaf, 50/31-34


GERİ

Cennette Kadın

Gerek cennet ve gerekse cehennem, hem erkek ve hem  de kadın kullar için açıktır, yaratılış  bakımından bu iki cinsin cennet ve cehenneme girmeyi hak etmede fırsat eşitlikleri vardır. Fiilen hak ediş ise serbest irade ile gerçekleştirilen iyi veya kötü davranışlara bağlıdır.

Kitap ve sünnet kaynaklarında yapılan açıklamaları, uslübü ve islamı  tam bilmeyenler yanlış anlamışlar, yanlış yorumlamışlar bunlardan, ilahi sıfatlar, mantık ve vicdan ile bağdaşmayan sonuçlar çıkarmışlardır.  “Cennetin adeta erkek sultanların sarayı olması, kadınların orada da ikinci sınıf kullar durumunda oldukları, cehennemi dolduranların çoğunun kadınlar olması…” bu cümledendir. Bu yanlış  anlayışları düzeltmek gerekirse;

Ayetlerde ve sayılan çok az sayıda mütevatir (1) hadislerde, cennete veya cehenneme girme ve ebedi mutluluğa erme bakımından kadının aleyhinde olan bir bilgi mevcut değildir. Bu kaynaklarda, “nimette-külfette, cezada mükafatta eşitlik” bulunduğu bildirilmektedir.

Cennet yalnızca erkeklerin sarayları değildir; orada kadın da, erkek de saraylarının sultanlarıdır.

Cennette kadına da erkeğe de dilediği, arzu ettiği, canının çektiği, elde edince mutlu olacağı her şey verilecektir.

Cennet sonsuz bir mutluluk yeridir; ancak insanoğlu bu mutluluğu daha önce ne tanımış, ne tatmıştır. Bu sebeple insanların, dünyadaki  zevkleri, alışkanlıkları, kadın-erkek ilişkisindeki cinselliği olduğu gibi ahirete taşımaları, nasları buna göre yorumlamaları gerçeğe uygun değildir.

Mütevatir olmayan hadislerde “cennette erkeklere ikişer adet dünya hatunu verileceği” bildirilmiştir. Bundan kadınların aleyhine ve erkeklerin lehine bir sonuç çıkarmak mümkün değildir; çünkü bu da erkeklerin dünyada tattıkları ve arzuladıkları şeylerin kelimeleri kullanılarak- imrendirmek üzere- söylenmiş bir sözdür. Ayrıca kadın tek olmayı istiyorsa veya başka erke istiyorsa ona da bunlar verilecektir. Burada önmelki olan dünyadaki isteklerimiz ve yapımız ile cennetteki isteklerimiz, isteme kabiliyetimiz ve yapımızı birbirine karıştırmamaktır. Problem varsa işte bu karıştırma sebebiyle vardır.

Vakı’a suresinde huriler kastedilerek “..onları bambaşka bir yapıda yeniden yarattım…” (56/22,37) buyurulmuştur. Müfessirler bu hurilerin dünyada yaşlanmış  ve buruşmuş olarak vefat eden kadınlar oldukların ifade etmişlerdir. Buna göre huriler de melek değil, insandır, dünyada yaşamış  kadınlardır ve cennette sayılan erkeklerden daha fazladır.

Erkek ve kadın olarak Allah Tealanı has ve arif kulları cenne, köşk, kadın, yiyecek, içecek, bağ ve bahçe için istamezler, cenneti aşık oldukları Cemal-i İlahi için, özledikleri Habibiullah (s.a.) için isterler.

Kaynak: Prof.Dr.Hayrettin Karaman’ın “İslam’da Kadın ve Aile” isimli eserinin “Cennette Kadın” adlı yazısından özetle alınmıştır.

Mütevatir Hadis: Peygamberimiz’den bize kadar, haberin ve bilginin doğruluğundan şüphe etmeyeceğimiz ölçüde ve sayıda kimsenin naklede geldikleri hadisler. (Hadid,14)


GERİ

Edison Cennete Girecek mi?

Bazı ilericiler, çağdaşlar, uygarlıkçılar tutturmuşlar, “Edison ampulü icat etti, daha nice icada imza attı, insanlığa faydası çoktur, böyle bir adamı Müslüman olmadığı için cennete sokmamak olur mu” gibi laflar ediyorlar.

Bilsinler ki:

Edison’un varlık problemi, Tanrı, din konusundaki inanç ve görüşleri sadece İslâm’a değil, bütün dinlere aykırıdır. O, İslâm dinine göre de, Yahudiliğe göre de, Nasranîliğe göre de Cennete giremez.

Ampulü ve fonografı icat etmiş. Bunlar Cennete girebilmesi için yeterli değildir. Cennete iman ile girilir. Allah’a iman edecek, BÜTÜN Peygamberlere iman edecek, BÜTÜN ilahî kitaplara iman edecek. Bir kişi imanın temellerinden bir maddeyi kabul etmese yine cennete giremez. Din kitapları böyle söylüyor.

Şu mantıksızlığa bakınız:

Gayr-i müslimler Son Peygamber Hz. Muhammed’i yalanlıyor, “Sen Peygamber değilsin, yalancısın” diyor. Kur’ân’ı inkâr ediyor, Allah kelamı değildir, kul sözüdür diyor. İslâm dininin hak din olduğunu kabul etmiyor… Sonra da Müslümanlar, bunların Cennete giremeyeceklerini söyleyince dinsizler çok kızıyor, ateş püskürtüyor…

Gayr-i müslimler Müslümanları Cennete koyuyor mu? Koymuyorlar. Cennet kimsenin babasının mülkü değildir, Allah’ın mülküdür ve oraya dilediğini koyar.Cennete kimler girecektir? Kur’ân, Sünnet ve onları yorumlayan büyük din alimleri ve uluları bunu bildiriyor. Cennete iman edenler girer. Allah’a, Peygamber’e, Kitabullah’a, hak dine iman edenler…

Öncelikle bir Müslüman olarak şu ayet-i kerimeleri iyi, ama çok iyi bilmemiz gerekmektedir:

“Şüphesiz, ALLAH katında din, İslâm’dır. Kitap verilenler, kendilerine ilim geldikten sonra, aralarındaki aşırılık yüzünden, ihtirastan dolayı ayrılığa düştüler. Kim ALLAH’ın ayetlerini inkâr ederse, şüphesiz ALLAH, hesabı çok çabuk görendir.”
(Âl-i İmran: 19)

“…Bugün sizin dininizi kemale erdirdim. (Dinin hükümlerini ikmal ettim.) Üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslâm’ı (verip ondan) razı oldum, hoşnut oldum.
(Maide Sûresi: 3)

“Kim İslâm’dan başka bir din ararsa, bu ondan asla kabul edilmeyecektir. Ve o kimse, ahirette de hüsrana, en büyük zarara uğrayanlardan olacaktır.”
(Âl-i İmran Suresi: 85)

Bazı kimseler “Cennet, Müslümanların tekelinde değil” diyorlar ki çok yanlıştır. Çünkü cennetin sahibi olan ALLAH Teâlâ: “Cennete girebilmek için mü’min olmak, yani ALLAH ve Resûlüne iman etmek gerekir.” buyuruyor. Bir yere kimin girip giremeyeceğine sadece o yerin sahibi karar verebilir. Başkası veremez.

Kimin cennete, kimin de cehenneme gideceğini Allah Teâlâ Kur’an-ı Kerim’de beyan etmiştir. Hiçbir kimsenin Allah’ın rahmetini daraltmaya hakkı olmadığı gibi, mü’mine de kâfire de vermeğe hakkı yoktur.

Şu bir gerçek ki: Cennet kimsenin babasının mülkü değildir, Allah’ın mülküdür ve oraya dilediğini koyar.

Kimin cennete, kimin de cehenneme gideceğini Allah Teâlâ Kur’an-ı Kerim’de beyan etmiştir. Cennete kimler girecektir? Kur’ân ve Sünnet bunu bildiriyor:

Cennete iman edenler girer. Allah’a, Peygamber’e, Kitabullah’a, hak dine iman edenler…

Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor:

“Ey Muhammed! Sen onlar için ister istiğfar et, af dile; ister istiğfar etme, af dileme! Bir şey değişmez, her ikisi de eşittir. Onlar için yetmiş kez istiğfar etsen de, af dilesen de, yani ne kadar çok istiğfar edersen et, ne kadar çok af dilersen dile, yine de ALLAH onları kesinlikle affetmeyecektir, bağışlamayacaktır. Bu, onların ALLAH ve Resûlünü inkâr etmelerinden ötürüdür. ALLAH fâsıklar topluluğunu hidayete erdirmez.” (Tevbe sûresi:80)

Âyet-i kerimeden açıkça anlaşılan husus: ALLAH ve Resûlünü inkâr eden kimselerin affedilme şanslarını tamamen yitirmiş olduklarıdır.

O (gayrımüslim)lerden ölen hiçbir kimseye asla dua etme, cenaze namazını kılma! (defin veya ziyaret için) kabrinin başında da durma! Çünkü onlar ALLAH’ı ve Resûlünü inkâr ile kâfir oldular ve onlar fasık (adam) lar olarak öldüler.
(Tevbe sûresi:84)


Kaynak:

1)Teolojik Bahisler: Sabataycılar Cennete Girecek mi?, Mehmet Şevket Eygi, Milli Gazete, 08.03.2007
2) Cennete girebilmek için Mü’min olmak, yani Allah ve Resûlüne iman etmek gerekir, Mehmet Talü, Milli Gazete, 10.03.2007


GERİ

Eşler Cennette Birlikte mi Olacak?

Müslüman olan eşler için Kur’an-ı Kerim şöyle diyor.

“Siz ve eşleriniz cennete girin orada ağırlanacaksınız.”

(Zuhruf, 70)



“O gün cennetlikler eğlence içinde zevk sürecekler. Onlar ve eşleri gölgeliklerde, koltuklar üzerinde yaslanacaklar. Onlar için orada meyveler ve arzu ettikleri her şey vardır.”
(Yasin, 55-57)

“Biz Cennet kadınlarını yepyeni bir yaradılışla yaratacağız. Onları bakire yapacağız. Kocalarına düşkün ve aynı yaşta. Bütün bunlar amel defterlerini sağdan alanlar içindir.”
(Vakıa, 35-38)

Bu ayetlerin beyan ettiği şey şudur. Eşlerin ikiside müslüman ise cennette birlikte olacaklardır.

Kaynak: Ahiretten Haber Var, Rauf Pehlivan, Motif Yayınları, Temmuz 2009


GERİ

Huriler

Gözleri iri ve siyahı çok siyah, beyaz kısmı da çok beyaz olan, Cenâb-ı Allah’ın, cennetliklere vadetmiş olduğu güzel kızlardan her biridir.

Kur’ân-ı Kerim’de Huriler “Müttakiler güvenli bir yerde; bahçelerde ve pınar başlarındadırlar. İnce ipekten ve parlak atlastan giyinerek karşılıklı otururlar. Böylece biz onları, siyah iri gözlü hûrîlerle evlendirmişizdir.”

(Duhan,51-54). < “Müttakilere kurtuluş, başarıya ulaşma, bahçeler, bağlar, göğüsleri tomurcuklanmış yaşıtlar ve dolu dolu kadehler vardır.”

(Nebe, 31-34) “Onlar koltuklara yaslanıp kurularak, birçok meyveler ve içecekler isterler. Ve yanlarında da bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş (utangaç bakışlı) yaşıt dilberler vardır.”

(Sâd,51, 52) “Biz ceylan gözlüleri defterleri sağdan verilenler için inşa etmişiz (yeniden yaratmışız)dır. Onları bâkire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır.”

(Vâkıa, 35-38) Orada huyları güzel, yüzleri güzel kadınlar vardır”

(Rahmân, 70) style=”vertical-align: middle; text-align: justify; font-family: cambria;”>”Orada utangaç bakışlı öyle kadınlar vardır ki, bundan önce kendilerine ne bir insan ne de bir cin dokunmamıştır.”

(Rahmân, 56) “Ve sedeflerinde saklı inciler gibi iri siyah gözlü eşler”

(Vâkıa, 22, 23) Hadislerde Huriler

Cennet ehlinden her birinin iki kadını vardır ki, vücutlarının şeffaflığından baldır kemiklerinin ilikleri etinin  üstünden görünür. Ehl-i Cennet arasında ne ihtilaf vardır ne de düşmanlık; gönüller sanki bir gönül, sabah akşam Allah’ı tesbih ederler” (1)

Ümmü Seleme, Peygamber (s.a.s)’e bir gün,
-Ya Rasûlüllah! dünyada ki kadınları mı, yoksa Cennetteki hûrîler mi daha iyidir? diye sorar.
Rasûlüllah (sav);
-Dünyadaki kadınların üstünlüğü, yüzün astara üstünlüğü gibidir” diye cevap verir.
Ümmü Seleme;
-Niçin, deyince
O, şöyle cevap verir;
-Dünyadaki kadınlar namaz kıldıkları, oruç tuttukları ve birçok ibadetlerde bulundukları için. (2)


Kaynaklar:
1) Buhârî
2) Tabarânî’den naklen; Mevdûdî, Tefhîmü’l-Kur’ân Terc., VI. 81


GERİ

Kevser Havuzu

Havz büyük bir ikramdır. Allah Teâlâ bu ikramı peygamberimize tahsis etmiştir. Hadîsler havzııı vasfını belirtmiştir. Allah Teâlâ’dan ümidimiz dünyada havz hakkındaki bilgiyi, âhirette de onun tadını bize nasip etmesidir; zira havzumun sıfatlarından biri şudur: Havzdan içen bir kimse hiçbir zaman susamaz.

Enes (r.a) şöyle anlatıyor: Hz. Peygamber (s.a) bir ara uyukladıktan sonra tebessüm ederek başını kaldırdı.
Ashâb
-Ey Allah’ın Rasûlü! Neden güldün? diye sordu.
Hz. Peygamber
-Bana şimdi bir ayet indi dedikten sonra Kevser sûresini okuyup şöyle dedi:
– Kevser’in ne olduğunu biliyor musunuz?
-Allah ve Rasülü daha iyi bilir.
– Kevser, bir nehirdir. Rabbim cennette onu bana va’detti. O nehrin üzerinde çok hayır vardır. Onun yanında bir havuz var. Kıyamet gününde ümmetim o havuzun başında toplanacaklar. O havuzun kapları gökteki yıldızlar kadardır. (1)

Enes, Hz. Peygamberin şöyle buyurduğunu rivayet eder:
Cennette yürüdüğüm bir anda gözüme bir nehir ilişti. Nehrin iki kıyısına içi delikli inciden mâmûl kubbeler ser-pilmişti. Cebrail’e dedim ki:
– Ey Cebrâil bu nedir?
– Bu, rabbinin sana verdiği kevserdir. Melek elini havuzun altına vurdu. Çamurunun halis misk olduğunu gördüm. (2)

Yine Enes, Hz. Peygamberin şöyle buyurduğunu rivayet eder:

Havzumun iki tarafının arasındaki mesafe, Medine ile San’a (veya Medine ile Amman) arasındaki mesafe kadardır. (3)

İbn Ömer Kevser Sûresi inince Hz. Peygamberin (s.a) şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:

Kevser cennette bir nehirdir. İki tarafı altından yapılmıştır. Suyu sütten daha beyaz, baldan daha tatlı ve miskten daha güzel kokuludur. O su inci ve mercan kayaları üzerinde akar. (4)

Hz. Peygamberin âzadlısı Sevban b. Bücded, Hz. Peygamberin şöyle buyurduğunu rivayet eder:

Muhakkak ki benim havuzumun mesafesi Aden ile Belka arası kadardır. Havuzumun suyu sütten daha beyaz, baldan daha tatlıdır. Havuzumun testileri gökteki yıldızlar kadardır. Kim ondan bir yudum içerse, artık ebediyyen susamaz. Havza ilk varan muhacirlerin fakirleridir. (5)
Bunun üzerine Hz. Ömer sordu:
– Ey Allah’ın Rasûlü! Onlar kimlerdir!
– Başları (yoksulluktan ötürü) tozlu toprakla elbiseleri pejmürde, nimetler içerisinde olan kadınlarla evlenmeyen ve kendilerine baş olma kapıları açılmayan kimselerdir.

Bu hadîsi işitince Ömer b. Abdülazîz şunları söyledi: ‘Yemin ederim, ben nimetler içerisinde beslenen kadınlarla evlendim. Abdülmelik’in kızı Fâtıma ile evlendim. Bana riyaset kapıları açıldı, (Öyleyse ben o havuza ilk varanlardan olamam). Ancak rabbim bana rahmet ederse o başka! Bundan sonra başım kirlenmedikçe ona yağ sürmem. Elbisem kirlenmedikçe yıkamam.

Ebû Zer diyor ki:
-Hz. Peygambere ‘Havuzun kabı nedir diye sordum, dedi ki:
-Muhammed’in nefsini kudret elinde tutana yemin olsun! Havzun kapları, bulutsuz ve kapkaranlık gecede parlayan gökteki yıldızların sayısından daha fazladır. O havuzdan içen bir kimse, ebediyyen susamaz. Havuzun üzerinde son bulan, cennetten oraya iki musluk akar. Havuzun eni, uzunluğu gibidir. Amman ile ile arasındaki mesafe kadardır. Suyu sütten daha beyaz, baldan daha tatlıdır. (6)

Semûre, Hz. Peygamberin şöyle buyurduğunu rivayet eder:
Her peygamberin bir havuzu vardır. Her peygamber havuzuna gelen insanların fazlalığıyla iftihar eder. Ben, benim havuzumun onların en kalabalığı olmasını umuyorum. (7)

İşte bu, Hz. Peygamber’in ümididir. Her kul havuza gidenlerin arasında olacağını ümit etmelidir. Mağrur olup da ümit etmesin. Çünkü hasadı uman, tohumu eker, yeri temizler, sular, sonra oturup Allah’tan ekini bitirmesini, kasırganın, dolunun ekine dokunmamasını niyaz eder. Nadas etmeyi veya tarlayı temizleyip sulamayı terkedip de Allah’tan ekin ve meyve bitirmesini uman bir kimseye gelince, bu kimse aldanmış ve kuruntuya kapılmış bir kimsedir. Bu kimse, Allah’ın fazlını ümit edenlerden değildir. İşte halkın çoğunun ümidi böyledir. Bu, ahmakların aldanışıdır. Aldanmak ve gafletten Allah’a sığınıyoruz; zira tedbir almadan Allah’ın fazlına aldanmak, dünya ile aldanmaktan daha tehlikelidir.

Ey insanlar! Allah’ın va’di gerçektir; sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve o aldatıcı (şeytan) Allah ile sizi aldatmasın!
(Fâtır/5)

Kaynak: İhya-ı Ulumiddin, İmam-ı Gazali, 4.Cilt1


1) Müslim
2) Tirmizî, (hasen olarak)
3) Müslim
4) Tirmizî, (hasen sahih olarak)
5) Tirmizî, (garîb olarak). Belka Şam diyarında bir beldenin adıdır.
6) Müslim
7) Tirmizî, (garîb olarak)


GERİ

Sabataycılar Cennete Girecek mi?


MUSEVÎLİK DİNİNE GÖRE

Sahte Mesih İzmirli Sabatay Sevi’ye iman ettikleri, Musa dininden ve Tevrat’tan saptıkları için onlar kâfir olmuştur. Binaenaleyh Cennete giremezler.

HIRİSTİYANLIĞA GÖRE

İsa Mesih’e inanmadıkları, Teslis inancına iman etmedikleri, İncil’i kutsal saymadıkları ve vaftiz edilmedikleri için onlar Allah’ın melekûtuna (cennete) giremeyecekler, ebedî mutluluğa nail olamayacaklardır.

İSLÂM DİNİNE GÖRE

Onlar iki kimliklidir. İslâm mezhep, tarikat ve fırkaları içinde Sabataycılık diye bir grup yoktur. Onların Müslümanlığı samimî ve içten değildir, zâhirîdir (dış, yüzeysel), binaenaleyh onların imanı yoktur, dolayısıyla cennete giremeyecekler, kurtuluşa eremeyeceklerdir. Zaten onlar, dıştan biz de Müslümanız deseler bile, kendi aralarında Müslümanlara “Acı Soğan” derler.

KENDİLERİNE GÖRE

Sabatay Sevi’ye iman etmeyen Yahudiler Cennete giremez. Hıristiyanlar zaten giremez. Müslümanlar ise hiç giremez. O halde Cennete kimler girecektir? Elbette Mesih’in mü’minleri olan Sabataycılar girecektir. Şu altı küsur milyarlık insanlık âleminde olsa olsa beş-altı milyon Sabataycı vardır. Koskoca Cennet onların olacaktır.

DİNLERARASI DİYALOGÇULARA GÖRE

Sabataycılar da İbrahimîdir. Biz İbrahim diyoruz, onlar Abraham diyor. Onlar da ehlî cennet ve ehl-i necattır.

BAZI REFORMCU VE YENİLİKÇİLERE GÖRE

Cennet Müslümanların tekelinde değildir. Yahudiler, Hıristiyanlar, yıldızlara tapanlar da cennete girecektir, bu arada tabiî Sabataycılar da…

Kaynak: Teolojik Bahisler: Sabataycılar Cennete Girecek mi?, Mehmet Şevket Eygi, Milli Gazete, 08.03.2007

Zebani

Cehenneme gidenlerle meşgul olan melek, cehennemlikleri cehenneme atmaya memur edilen melek, cehennem bekçisi. Çoğulu “zebâniyyûn”dur.

Cehennem bekçisi olan zebânîler, azap melekleri diye tavsif edilmiştir. Kur’ân-ı Kerîm diliyle zebânî, “Cehennem koruyucusu”dur.

Kur’ân-ı Kerîm’in altı ayrı sûresinde dokuz âyette (Zümer, 71, 73; Duhân, 47-50; Tahrîm, 6; Mülk, 8; Müddessir, 31; Alak, 18) “zebânî” kelimesine atıflar vardır.

Kelime açık olarak ve “ez-zebâniyye” şeklinde yalnız bir âyette (Alak, 18) geçmektedir.

Müddessir, 30. âyetinde zebânilerin sayısının 19 olduğu açıklanmış, onların melek olduğu özellikle belirtilmiştir.

Kur’ân-ı Kerîm’deki “zebânî” kelimesinin atıf şeklinde geçtiği âyet meâllerinin ilgili cümleleri şöyledir:

“Biz o ateşin bekçiliklerine meleklerden başkasını memur etmedik”
(Müddessir 31)

“Ey iman edenler, gerek kendilerinizi, gerek ailelerinizi öyle bir ateşten koruyun ki, onun yakacağı insanla taştır. O ateşin üzerinde iri gövdeli sert tabiatlı melekler vardır…”
(Tahrîm, 6)

“O küfredenler, ayrı ayrı bölükler halinde cehenneme sürüldü. Nihayet oraya geldikleri zaman onun kapıları açıldı. Cehennemin bekçileri onlara şöyle dedi…”
(Zümer, 71)

“(Zebânilere); Tutun onu da denilir, sürükleyerek cehennemin tâ ortasına götürün”
(Duhan, 47)

Bu meâller dikkatle incelendiğinde Müddessir, 31 ve Zümer, 71 âyetlerinde zebânilerin “Cehennem bekçileri” ve “Melek” oldukları, Tahrîm, 6 âyetinde ise cehennem görevlisi zebânîlerin “Sert tabiatlı melekler” olduğu açıklanmıştır. Duhan, 47. âyetinde zebânîlerin “Cehennemlik kişileri iteleyerek” cehenneme attıklarına atıf vardır. Zebânî kelimesi bir tek âyette, “Biz de zebânîleri çağırırız” (Alak, 18) açık olarak geçmektedir.

Fahruddin er-Râzî “ez-Zebâniyye”yi, “Onlar ehl-i meclis ve ehl-i meşveret olan azab melekleridir ki, şiddetle tutmak ve atmakla cehennemin işlerine memur olmuşlardır” şeklinde açıklamıştır. İnsanları şiddetle cehenneme itmeğe muktedir oldukları için onlara “zebânî” denmiştir.

Kaynak: Zebani, Osman CİLACI, Şamil İslam Ansiklopedisi





ANASAYFAYA DÖN….


Bir Cevap Yazın

error: Site İçeriği Korunmaktadır.